1950-60 arasında - Türkiye-Avrupa-ABD üçgenindeki yaşamında - bilinen 20 kadar resminde - Erol Akyavaş organik soyutun çeşitliliği içinde kendine özgü bir anlatım dili arar. Floransa'da Yaz Okulu'nda çalışırken bir post-kübist kapı resmi bu dizinin içindeki en anlatımcı olanıdır. Öteki resimlerin bir bölümü, mozaik benzeri küçük renk parçalarından oluşur. Bunun yanında, Nicholas de Stael gibi ressamların benimsediği, tuali yatay ve dikey bölgelere ayıran geniş renk alanlarıyla kaplı resimler vardır). Bir bölümü ise, "Ziyaret" başlıklı bronz kabartmada yetkin örneğiyle görülen amorf figürlerin yer aldığı soyut figürlü resimlerdir.

Akyavaş bu ilk resimlerinde manzara ve insan betimi arasında bir gidip gelme yaşamıştır. Manzara en aza indirgenmiş biçimlerle, insan varoluşçu-dışavurumcu bir ifadeyle gösterilmekteydi. Resimler arasındaki bu farklılık, gerçekte var olan anlatım dilleri arasında bir dolaşma, yön değiştirerek en uygun, en yetkin olanı arama gibidir. Her dizi kendi içinde bir bütünlük ve yetkinlik içerir. Burada şaşırtıcı olan Akyavaş'ın, Türkiye'deki sanatçılarla karşılaştırıldığında, dönemin Batı resmini özümsemiş olmasıdır. Bu resimler, Andre, Jean Fautrier gibi ressamların resimleriyle karşılaştırılabilir. New York sanat ortamı da 1945-1960 arasında, Arshille Gorky'nin fantastikle biomorfik bireşimi resimlerinin öncülüğünde soyut dışavurumculuğun, eylem resminin ve tekrenkli resmin zengin çeşitleriyle doluydu; temel esin kaynakları Blaue Reiter, Konstrüktivizm ve Sürrealizm olsa da, Doğu dinleri ve felsefelerindeki bilgelik, dinginlik, tinsellik ve soyut tanrı düşüncesinin varlığı da bu resimlerde belirgindi.

1950’lerin sonunda yaptığı üç resim öncekilere göre farklıdır. Akyavaş bu resimlerde yüzünü Doğu'ya döndürmüştür. Bu, Istanbul'daki geleneksel Türk sanatına eğilen sanat ortamının etkisi de olabilir, Avrupa ve ABD sanat ortamındaki Doğu'ya öykünme eğilimlerine karşı bir etki-tepki de olabilir. Amorf figürler ile hattın birbiri içinde erimesi, Doğu kitaplarının sayfalarının bölünmesine benzeyen bölünmeler gibi özellikler de içeren bu resimler, gelecekteki resimlerin yönünü belirlemiştir. 1966’da yapılmış çadır motifli resim şaşırtıcı bir öncüdür; ancak bu resimlerdeki bütün düşünceler ve biçimler sanki 1980'lere kadar sahneye çıkmamak üzere kuluçkaya yatmıştır.