| |
Akyavaş, 1989'da 2. Istanbul Bienali'ne davet edildi ve Aya
İrini'de kendisine sağ nefin önündeki alanı ve sol nefin içindeki
kemerli bir nişi seçti. Akyavaş, yapıtını Aya İrini'de Temmuz-Ağustos-Eylül
aylarında çalışarak üretti. İki bölümlü yapıtın birinci bölümü, özel
olarak tasarlanmış, küp biçiminde üç demir kaidededen ve bunların
üstüne yerleştirilmiş üç pleksiglas levhadan oluşuyordu. Pleksiglas
levhaların içlerinde altın tozuyla yapılmış simgeler yer alıyordu;
bu simgeler Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyete aitti. İkinci bölüm
ise arakasında tek bir neon ışığın yandığı ve soyut bezemeler içeren
bir pleksi levhaydı; bu levha bir nişe yerleştirilmişti. Akyavaş yapıta
"Fihi Ma Fih" adını koydu. Yapıtın kavramı, birinci düzlemde Aya İrini'nin
bir kilise olarak yüzyıllardır korunmuş olmasıyla, ikinci düzlemde
son büyük dinin (İslamın) öteki dinlere karşı hoşgörüsüyle, üçüncü
düzlemde de bu üç dinin "tarihsel" olduğuyla ilgiliydi. Akyavaş, gelmiş
geçmiş bütün dinlerde var olan bir biçimi kullanmıştı bir "altar"
/"sunak". Bu biçim aynı zamanda 20.yy modernist heykelinin de biçimiydi:
bir kaide üstünde bir nesne. Bu durumuyla yapıt "duran zaman" boyutu
içeriyordu. Başka bir yönden de sunağın dinsel yüceliğiyle, 20.yy
heykelinin yüceliği arasındaki koşutluk vurgulanıyordu. Akyavaş eğer,
karşıdaki nişe o neonlu minimalist işi yerleştirmeseydi, bu yapıt
aynı zamanda "geçen zaman" boyutu kazanmayacaktı. Üçlü yapıtın karşısındaki
tek yapıt bir "dinlerden özgürleşme" metaforu muydu? Yoksa, heterojenlikten
yana tavrının bir manifestosu mu? Bu minimalist parça, her ki durumda
da dinlerin dışındaki durumu gösteriyordu.
|
|

|
|