Akyavaş 80'li yılların başına kadar sürecek olan bir dizi iç mekan resmi üretmiştir. Çok sayıda örneği olan bu dizide ahşap zeminli odalar görülür. Odalar ya boştur ya da içlerinde yataklar, gölge gibi insan figürleri yığılmaları vardır. Bazıları "Odalar" başlığı taşıyan bu resimlerde göz, dikdörtgen bir odayı, kısa kenardaki duvarın üst bölümünden odanın tahta tabanına doğru bakarak gözetlemeye yönlendirilir; sanatçının 80’li yıllarda yaptığı duvarlı mekan resimlerinde de kullandığı kendine özgü fotografik bir perspektiftir, bu. Bu oda hem Van Gogh'un odasını, hem Giorgio de Chirico'nun düşsel gerçekçi kent mekanlarını, hem de geleneksel bir Türk evinin odasını çağrıştırır.

“İç Mekanlar” ya da “Piramit Manzaralar” başlığını taşıyan tuğla duvarlı mekan resimlerinde "oda" temel öge olarak korunur; ancak bu odaya hem başka nesneler/cisimler yerleştirilmiştir, hem de mekanın sınırları açılmıştır. "Duvarlar ve Köşeler" dizisinde duvar ve köşe ayrıntıları en aza indirgenmiş biçimler olarak gösterilir. Burada da boş oda imgesi, sanki büyüteç altına alınmıştır. Bu dizi, içerdiği gizemli ve karmaşık gölge ve ışık açısından Giorgio de Chirico'nun resimlerini çağrıştırır. Akyavaş'da de Chirico'daki anlatımcılık, burjuva kültürünü çağrıştıran simgeler, ufuk çizgisi ve gökyüzü aracılığıyla verilen umut duygusu yoktur. Tam tersine, imgelemdeki soyut mekan kavramı söz konusudur. Yalın mekan arınmak isteyen bir zihine, buna karşın kapalılık, çıkış yolunu bulmanın zorluğuna işaret eder. Küre varlık ve oluşumun, piramit, birçok din ve kültürde yeryüzü ve gökyüzü arasındaki bağlantı yerinin ya da kutsal mimarinin simgesidir. Yerlerin damalı olması ise yaşamdaki karşıtlıkları imler. Akyavaş, bu resimlerde, dünya düzenini yersel ve göksel ilişkileriyle ele almakta ve yeniden anlamlandırmaktadır.

Bu duvarlı, köşeli, geometrik nesneli çalışmaların doruk noktasını ise "Delenda est Carthago" başlıklı triptik oluşturur. Bu büyük resim başlangıçtan o yana Akyavaş'ın mekan-manzara, amorf figürler ve duvarlar/içmekan dizilerinden süzülüp çıkan bir sonuçtur. Sanatçı, kendine özgü, tuhaf nesneler ve onlara ait olup olmadığı belirsiz olan gölgelerle göz yanılsamasına açık bir perspektifi kurmuştur. Yersel ve göksel olan içiçedir; bu açıdan resim bir tür "başdönmesi"ne, bir algı deneyimine açıktır.