|
|
Akyavaş, üretiminin bu aşamasında, Batı Sanatı'nda olduğu
gibi, büyük anlatılara eşlik etmesi beklenen doğrudan doğruya "gerçekçilik"ten
yana olmadığının bilincindeydi. Batı sanatındaki anlatımcılığa karşılık
yeni bir biçim bulması, ama kendi geleneğine ilişkin büyük anlatıları
gündeme getirirken, kendi-oryentalizmini yaratmak gibi bir tuzağa
da düşmemesi gerekiyordu. Ona şu yol kalıyordu: Öyküyü düşünsel sürecin
bir izdüşümü durumuna getirecek kadar yalınlaştırma, ortak belleğin
derinliklerinde kalmış imgeleri bir değinme olarak gün yüzüne çıkarma,
Doğu geleneğindeki tinselliğe yanıt verecek bir soyutlama. Akyavaş,
bu tarihten sonraki Doğu öykülerinin dizilerinden ve çeşitlemelerinden
oluşan yapıtlarıyla, ortak bir Doğu geçmişinin, geleneğinin, belleğinin
dökümünü yapmıştır. Bu dökümü yaparken kuşkusuz, kendi karakterine,
yaşam çizgisine, dünya görüşüne uygun bir seçim yapmıştır.
"Kerbela" dizisi, "Zaferin İhtişamı", "Aşırı Belde" (Sidretül Mütena),
"Düşün Düşüşü", "Irmak", "Seferi", "The Past of the Fallen", "Cennet
ve Cehennem" ve adsız olan dört resimde büyük dinsel ve tarihsel öyküler,
sonsuzluk, dinginlik duygusu veren ışıklı boşluk içinde, kuşbakışı
doğa ve eski kent/kale görüntüleriyle, boşlukta oraya buraya savrulan
insanlarla ve gövde ve uzuv parçalarıyla var olur. Akyavaş'ın amacı,
bu büyük anlatıların övgüsünü yapmak değildir, kuşkusuz. Akyavaş,
büyük anlatılarda "Gazali" "Hallac-I Mansur", "Kerbela", "Hz. Ali"
dizilerine ağırlık vermiştir; çünkü, bu kişiler tekdüzeliğe, sıradanlığa
karşıdır ve bu özellikleriyle birtürden, sınırları çizilmiş bir düzeni
sarsmışlardır. Akyavaş, kurulu düzenlere karşı olanların, farklı düzenlerarasında
uzlaşma noktaları arayanların, durmadan yer değiştirenlerin, uyum
sağlamaktansa ölümü yeğleyenlerin öykülerini gündeme getirmiştir.
Bu diziler "başkaldırı ve başverme" nin anlamlarını vurgulamaktadır.
|
| |

|
|